Author Archives: ariyonet

Yapılan araştırmalar, polenin proteince zengin, yağ oranı düşük, mineral ve vitaminlerce zengin olduğunu göstermektedir. Günlük 15 g (yaklaşık bir çorba kaşığı) polenin insan vücudu için gerekli minimum amino asit ihtiyacını karşıladığı bildirilmiştir .  Protein içeriği bakımından polen 2. sırada olup, tavuk etinden sonra yer almaktadır.  

Polen, dünya atletleri ve sporcular arasında favori bir besin maddesi olarak tüketilmektedir.

Arı ekmeği nedir?

Arı ekmeği, arılar tarafından polenin bir miktar bal ile karıştırıp petek gözlerine depoladığı özel bir üründür. Bu karışım sayesinde polen, bal ile mayalanarak, polenlerin hücre zarlarının çatlaması sağlanır. Böylece polenin sindiriminin kolaylaşması ve daha verimli olması sağlanır.

Peki, poleni  en verimli olarak nasıl tüketebiliriz?

Yapılan araştırmalarda vücudumuz poleni %63,  Arı ekmeğini %79 oranında hazmeder. Dondurucuda taze olarak sakladığımız poleni bir miktar bal ile karıştırarak arıların yaptığı arı ekmeğine yakın bir karışım yapabiliriz.

Dikkat edilecek hususlar

  • Polen taze olmalı
  • Bal yoğunluğu çok fazla olmamalı (Karışım kulak memesi kıvamından biraz daha sert olmalı)
  • karışım hava almayacak şekilde ve oda sıcaklığında muhafaza edilmeli.
  • mayalanmanın tamamlanması için 15 gün beklenmeli.

 

Dondurucudan çıkmış taze polen

 

Polenin üzerine bir miktar bal dökülür

 

Eğer karışım çok katı olursa bir miktar daha bal ekleyiniz

 

Karışım kavanozun kapağına kadar doldurulmalı. Hava almayacak şekilde kapağı kapatılmalı. Yine de mayalanma sürecinde taşma olma ihtimaline karşı kavanozun altına tabak koyun.

 

Bal ve Polen karışımı (arı ekmeği) nasıl hazırlanır?

Vücudumuz taze polenin %63'ünü sindirebilmektedir. Ancak polenin bir miktar bal ile mayalanması ile arı ekmeği yapılabilmektedir. Arı ekmeğini vücudumuz %79 oranında sindirebilmektedir. Böylece polenden daha fazla faydalanabiliriz.

Özellikle mevsim geçişlerinde vücudumuzun direnci düşer ve halsiz kalırız. Bu yazıda kendi uyguladığım bir yöntemi yazacağım. Ne zaman kendimi halsiz hissetsem bu uygulamayı yaparım ve çoğunlukla ertesi gün kendime gelirim.

Aslında çok özel bir formül değil. Bildiğimiz "Nane Limon" çayı. Tabii ki bu kadar değil. Nane Limon çayına bal ve polen ekliyoruz. Böylece içeceğimiz hem enerji veriyor hem de vitamin ve protein değeri çok yükseliyor.

Ballı Polenli Nane Limon Tarifi:

  1. Ocakta su kaynatılır.
  2. Kaynayan suya bir yemek kaşığı nane ve bir kabuklu limon dilimlenerek eklenir.
  3. Ocak 1 dakika sonra kapatılır ve çayımız demlenmeye bırakılır.
  4. Çayımız el yakmayacak kıvama geldiğinde bardağımıza doldururuz.
  5. Nane limon çayımızın içine bir tatlı kaşığı bal ve bir yemek kaşığı polen konulur.
  6. İyice karıştırdıktan sonra çayımızı tek seferde içeriz.

Biliyoruz ki "bal" karbonhidrat yoğunlukludur ve yüksek enerji kaynağıdır. Polen ise bitkisel içerikli en iyi protein kaynağıdır ve birçok vitamini (özellikle B vitaminleri) içermektedir. Polenin faydalarını daha önceki bir makalemde paylaşmıştım. Bu linkten ulaşabilirsiniz.

Nane limon çayının özellikleri:

Nane limon çayının en önemli faydası soğuk algınlığına iyi gelmesi.
– Daha güçlü hissedersiniz,  zayıflamak için tüketilebilir.
– Sindirimi kolaylaştırır, antiseptiktir.
– Mideyi rahatlatır.
– Yüksek oranda C Vitamini içerir.

Buna bal ve polen eklenince faydası daha da artar.

Ballı polenli Nane Limon Çayını ikişer saat aralıklarla akşamları 2-3 defa içebilirsiniz. Ertesi gün kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Unutmayın bu içecek bir ilaç değildir. Eğer hastalığınız ağır seyrediyorsa mutlaka bir doktora muayene olunuz.

Ben bu uygulamayı hasta ve yorgun hissettiğim ilk gün yapıyorum ve çoğunlukla ertesi gün daha iyi oluyorum.

 

 

Özellikle kış aylarında insanlarımız nane limon çayını sıklıkla tüketmektedir.

Arı sütüArıcılığın en zor dallarından birisi arı sütü üretimidir. Sadece üretimi zahmetli değil aynı zamanda kullanılan teknikler açısından bilgi birikimi gerektirir. Hava şartlarına aldırış etmeden her gün kovanları açıp içinden alınan süt çerçevelerinden gram gram arı sütü hasadı yapılır. Ayrıca işi iyi bilen bir ekipte olmazsa olmazlardandır.

Peki bu arı sütü nasıl oluşuyor ve kovandan nasıl alınıyor?

Öncelikle arının yaşam döngüsünü anlatalım.  Kraliçe arı yumurtayı peteğe bıraktıktan 3 gün sonra, bu yumurta larvaya dönüşür. Larva 3 gün arı sütü ile beslenir. Eğer larva işçi arı olarak doğacaksa sonraki günlerde bal ve polenle beslenir fakat bu larva kraliçe arı olarak doğacak ise 6 gün daha arı sütü ile beslenir ve gelişimini tamamladıktan sonra kraliçe arı olarak doğar.

Arıcılar da bu yaşam döngüsünü kullanarak arıların süt üretmelerini sağlarlar. Öncelikle bir kovan kraliçe arısız ve içerisinde hiç larva olmadan hazırlanır. Ardından larva transferi yapılmış süt çerçeveleri bu kovana verilir. Kovanda kraliçe olmadığını bilen genç işçiler, yutak altı bezlerinden salgıladıkları arı sütü ile süt çerçevesindeki larvaları kraliçe yapmak üzere beslemeye başlar. 72 saat sonra artık larvalar arı sütünün içinde yüzmeye başlar. Arıcılar bu süre dolunca larvayı sütün içinden alır ve sütleri hasat ederler.

Peki arı sütü neden önemli?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi kraliçe arı ve işçi arılar aynı larvadan üretilir. Sadece doğana kadarki beslenme rejimleri farklıdır.

İşçi arı : 3 gün arı sütü ve 3 gün bal ve polen ile beslenir ve toplamda 21 günde arı olarak doğar. Ömrü 6 hafta ile 6 ay arasındadır.

Kraliçe arı: 6 gün arı sütü ile beslenir.  Toplamda 16 günde kraliçe arı olarak doğar. Ömrü bazı kaynaklarda 6 yıl olarak belirtilir.

Kraliçe arının yaşam kaynağı olan arı sütünün insan metabolizmasındaki etkisi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmesi. Asıl mucizesi ise hücre yenileme özelliği sayesinde vücudun genç ve dinamik olmasını sağlamasıdır. Buna en büyük delil ise; işçi arılar 6 hafta yaşarken sadece arı sütü ile beslenen kraliçe arılar 6-7 yıl arası yaşar. Fiziksel olarak da diğer arıların iki katı kadar bir irilikte ve diğer arılardan iki kat kadar daha ağır olur. Diğer arıların hepsi kısır olmasına rağmen, arı sütüyle beslenen kraliçe arı yeryüzünün en doğurgan canlısı olarak günde kendi ağırlığının 2 katı kadar, 2500 kadar yumurta bırakır.Arı sütü

Arı Sütü Nasıl Tüketilir?
Arı sütü saf olarak kullanılacağı gibi  bal veya sütte çözülerek de tüketilebilir. En yaygın olan balla karıştırılarak tüketilmesidir. Bal hem biraz ekşi olan arı sütünün daha rahat alınmasına yardımcı olur hem de koruyucu özelliğiyle arı sütünün bozulmasını önler.

Arı Sütü Ne Kadar Alınmalı?

Arı sütü saf olarak alınacaksa dil altından alınmalıdır. Bir ölçek arı sütü dil altına alınıp yutulmadan beklenir. 20-30 saniye içerisinde dil altındaki kılcal damarlar vasıtasıyla hemen emilir ve sindirilir. Çocuklar ve kalp ritim bozukluğu olanlar için uzmanından destek alınarak kullanım oranının belirlenmesi gerekir. Aşırı dozda ya da yanlış kullanılan arı sütü alerjiye sebep olabileceği gibi zehirleyebilir. Arı ürünlerine alerjisi olanlar ve bir yaşın altındaki çocuklar kesinlikle kullanmamalıdır. Ayrıca kız çocuklarında kullanımı tavsiye edilmemektedir.

 

Unutulmamalıdır ki, bu doğa mucizesi yalnızca hastalıkta değil hastalıkları önleme, yaşam kalitesini artırma ve sağlıklı yaşam için kullanmak gereklidir.

 

 

 

10-11 Ekim 2016 tarihlerinde , Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından, Konya'da düzenlenen "Yaşamak için arı" konferansında konuşan Alina VARADI'nin yaptığı sunum Api Diyet üzerineydi. Alina VARADI Romanya'da  Apiterapi uzmanı olan bir tıp doktorudur.

O zaman ilk önce Api Terapi'nin anlamını açıklayarak başlayalım. Apiterapi arı ürünlerinin tedavi için kullanılmasıdır. Özellikle uzakdoğuda binlerce yıldır kullanılan apiterapi, artık tüm dünyada yaygınlaşmaktadır. Bir çok ülkede apiterapi merkezleri kurulmuş ve hastalara şifa dağıtmaktadır. Ancak ülkemizde apiterapi ismini yeni yeni duymaya başladık.

Sağlık Bakanlığı'nın destekleyici ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kapsamında onay verdiği arı ürünleri, hem hastalık önleyici hem de tedaviyi tamamlayıcı nitelikte. Üniversitelerimiz bu alanda çalışamalar yapmakta.

Bu seminerde, Api Diyetin özellikle vejeteryan besin piramidi ile bağlantılı olduğu ve sağlıklı yaşam için bu piramide uymak gerektiği belirtiliyordu.

Vejeteryan Besin Piramidi

Aşağıda yazılan bilgiler ilgili seminerden alınan bilgilerden oluşmaktadır

  • Besin piramidinin zeminindeki gıdalar en çok tüketilmesi gerekenler. Piramidin üstüne çıktıkça gördüğümüz besinleri daha az tüketmeliyiz.
  • Sağlıklı yaşamda olumlu düşünce tarzının benimsenmesi gerekir.
  • Obezite, Hipertansiyon, Diyabet ve Erken yaşlanma gibi birçok hastalığın günlük fiziksel aktivite ile ters orantısı vardır Fiziksel aktiviteleriniz artırdıkça bu hastalıkların görülme sıklığı azalacaktır.
  • Günlük yeteri miktarda su tüketilmeli. Hastalandığınızda su tüketimini artırın.
  • Doğru nefes alma teknikleri kullanılmalı.

VÜCUDUN YİYECEK ÇEVRİMİ

Günü üçe bölersek. Birinci bölüm Beslenme, ikinci bölüm Sindirim ve üçüncü bölüm Boşaltımdır.

Günün 3 evresi

  1.  12:00-20:00 besin alma ve hazmetme
  2.  20:00-04:00 besinlerin emilimi gerçekleşir. Karaciğer toksinleri temizler. Eğer karaciğer yetersiz kalırsa diğer organlardan yardım alır. Sabah kalkınca odanın kokusu ağırlaşır ve kokar. Bu vücudun toksinleri atmasıyla olur.
  3.  04:00- 12:00  Arı ürünleri ile beslenme.

Sabah Beslenmesi: Saat 11:00'a kadar

  • Polen ve arı ekmeği vücudu temizleyen en iyi besinlerdir. Çok miktarda protein içerirler. Bütün arı ürünleri vücudun temizlenmesini sağlıyor.
  • Maydonoz suyu içilebilir (klorofil içerir) .
  • Taze sıkılmış meyve suyu
  • Fındık ve uyandırılmış tohumlar(mesela kavurulmamış bademi suya koyup bir gece bekletilir)
  • Saat 11 de bir tane meyve veya meyve suyu

Öğleden Sonra

Yarım pişmiş yada kaynatılmış sebzeler tüketin.

  • Soda sağlık için iyi değil.
  • Kanserli hastaların ve yaşlıların özellikle inek sütünden yapılan ürünlerden kaçınması gerekiyor.
  • Beyaz un ve rafine ürünlerden kaçınılmalı.
  • Sakız çiğnemeyin.
  • Şeker yerine bal kullanın
  • İçeriğinde kimyasal olan ürünleri tükeymeyin
  • Su tükeyin. Hastaysanız her 20kg için 1 lt. hasta değilseniz daha az
  • Bal ve kutulmuş meyve tüketin.
  • Dünyada içinde enzim olan tek tatlı baldır.
  • Bal yüksek enerji besinidir.

Alerjik reaksiyonunuz varsa bir miktar balı suya koyun ve için.

POLEN ve ARI EKMEĞİ

  • Taze polen tüketin
  • Polen demir, kalsium ve magnezyum açısından zengindir.
  • C26 tipi kolon kanserinde polen koruyucu ve tedavi edici olarak etkisi saptanmıştır. Sürekli polen yiyen insanların kanser olma ihtimali çok düşük.
  • Mineral eksikliği olan insanlar polen kullanmalıdır.

Polenin içindeki elementler:

potasyum: hücrelerdeki toksinleri dışarı aymak için kullanılır

fosfor

magnezyum

kalsiyum

çinko,demir,manganez,bakır,selenyum

  • Dondurulmuş taze Polen ve arı ekmeğinin protein oranı %20-26 iken

Hazmedebilme dereceleri: polen: %63 Arı ekmeği:%79

 

Yapılan araştırmanın sonucu: Arı ürünleri tüketimi genç kalma süresini uzatır.

 

ARI SÜTÜ

  • 10HDA dünyada sadee arısütünde vardır
  • 10hda  değerleri 1,4 ile 3,08 arasında değişmektedir.
  • Depresyondaki insanlar arı sütü kullanınca çok hızlı tedavi oluyorlar. Tüm depresyon çeşitlerinde tedavi edicidir.

OBEZİTE'YE KARŞI ARI ÜRÜNLERİNİN KULLANIMI

Kahvaltı

  • 1-2 çorba kaşığı dondurulmuş polen (zamanla 3 çorba kaşığına çıkarın)
  • Yarım limonun suyu
  • 1 çay kaşığı bal
  • 400ml su
  • 3 damla esansiyel greyfurt veya limon yağı

Yukarıdaki malzemeleri karıştırıp için

Saat 11:00

Bir meyve yada taze sıkılmış meyvesuyu.

13:00-14:00 arası Öğle Yemeği

Basit yemekler pişirin. Sadece 1 tabak ! (Tahıl ve baklagiller en iyi seçeneklerdir)

Salata veya pişmemiş yiyecekler öğünün %50'sini oluşturmalı.

17:00

Suda bekletilmiş kavrulmamış badem. ( Çiğ tohumlar (ceviz,badem,fındık) bir gece suda bekletildiğinde, bu tohumlar uyanıyor ve vücudun sindirmesi daha kolay oluyor.

Akşam yemeği 20:00'a kadar

Gluten, süt ve et içermeyen yiyecekler.

Tercihen kırılmamış tohumlar.

Yeşil yapraklılardan oluşan bir salata veya kök sebzelerden rendeleyerek tüketin.

Günde Her 20 kg ağırlık için 1 lt su tüketmeyi unutmayın...

 

 

 

Son zamanlarda şifa kaynağı bala karşı, tüketicilerde olumsuz bir algı oluştu. Halbuki bunun sebebi bal değil, üç kuruş daha fazla para kazanma hırsında olan paragöz insanlardır. Tüketicilerin en çok merak ettiği konu "Hakiki bal nasıl anlaşılır?" sorusudur.

Tv'lerde yapılan sahtekarlıklardan sonra insanlarımız bal tüketmekten korkar oldular. Kahvaltı masalarına bal yerine, yüksek miktarda şeker ve yapay tatlandırıcılar içeren fabrikasyon ürünü gıdaları(reçel, çikolata, vs) koymaya başladılar. Halbuki soframızdaki  doğal olan, kimyevi madde içermeyen neredeyse tek ürün bal iken ve insanlarımız sağlıklı ürün arayışındayken yapay gıdalar tüketmek ne kadar doğru?

Aklımızdaki en büyük soru ise acaba yediğimiz bal doğal mı? Herhangi bir hile var mı?

Balın gerçek olup olmadığını anlamak bireysel olarak mümkün değildir. Bunun tek yolu balı analiz ettirmektir ki, tüketicinin aldığı her kavanozu tahlil ettirmesi mümkün değildir. Bunun yerine üreticiden analiz raporu isteyebilir.

Burada akla şu soru geliyor...

Marketlerde süslü kavanozlarda satılan balları almak daha mı güvenilir?

Dikkat ettiyseniz bu ürünler kış boyu hiç donmadan raflarda boy gösteriyorlar. Halbuki çiçek balının zamanla donacağı tüm uzmanlar tarafından söyleniyor.

Peki neden raflarda sergilenen ballar kristalleşmiyor? Yada şekerlenmiyor?

Bunun sebebi , balın doğasında olan, "Balı bal yapan" polenlerin filtre edilmesi ve yüksek ısılarda pastörizasyon uygulanmasıdır. Bu işlemlerin sonucunda, bal artık kristalleşmemektedir. Amcan şunu da bilmeliyiz ki bu işlemden geçen bal birçok özelliğini kaybetmektedir.

En iyi bal hiçbir işleme tabi tutulmadan kovandan alındığı şekilde tüketilen baldır...

Arıcılığa ilgi duyduğumdan bu yana birçok küçük çaplı üretim yapan arıcı ile tanıştım. Bunların neredeyse tamamı balını katkısız üretme konusunda çok dikkatliler.

Empati kurmak belki doğru kanaate ulaşmakta bize yardımcı olabilir. Üretici olarak hasat ettiğiniz balı çoğunlukla yakın çevrenize verirsiniz. Bu insanlar sizden gelecek senelerde de bal isteyecek ve hatta çevrelerine sizi tanıtacaklardır. Potansiyel müşterilerinizi kaybetmemek için üretim aşamalarında çok dikkatli olursunuz. Yoksa gelecek sene ürününüzü verecek yer bulamazsınız.

Bal ve arı ürünleri alırken çevrenizdeki arıcıları tercih edebilirsiniz.

 

       2011 yılında iki kovan ile hobi arıcılığı yapmaya başladım. Bu süreçte arıları ve arı ürünleri daha iyi tanımaya başladım. Zaman içerisinde arılığımdaki kovan sayısı arttı ve ihtiyacımızın üzerinde ürün almaya başladım.

Kovanlarımdan elde ettiğim doğal ve katkısız arı ürünlerini, başta ailem olmak üzere, genellikle yakın çevreme veriyorum.

İnternet üzerinden veya sosyal medya aracılığı ile bana ulaşan bazı tüketicilerden zaman zaman "balında şeker var mı?" şeklinde sorular alıyorum. Hatta bal almak isteyen birçok dostumun, tv'lerde yapılan sahte bal reklamlarından etkilenerek bal tüketiminde tereddüte düştüklerini gözlemliyorum.  Malesef ülkemizde şifa kaynağı olarak tüketilen "BAL" sahtecilikle anılır oldu.

     Halbuki, ürettiği balın büyük kısmını arkadaşlarına ve tanıdıklarına veren bir üretici, ürünlerinin kalitesini düşürmek ve kendisine duyulan güveni kaybetmek istemez. Aksine akıllı bir üretici her zaman doğal ve katkısız üretimin arayışı içinde olmalıdır.

 

 

seker_balTatlıya tutkuyla bağlı olanlar için, bu keyiften mahrum kalmak ne kadar büyük bir kayıptır. Fazlası zarar olsa da, tatlıların her birinin insanın içini aydınlatacak küçük mutluluklara dönüşebilme imkanı vardır. 

Bence bunu küçümsememek gerekir. Hele söz konusu olan, bir de üstelik sağlığa yararları pek çok kereler kanıtlanmış, doğal bir ürünse… Bal ise, örneğin!

 

Binlerce yıldır kendi başına bir gıda olarak yenmekle kalmayıp insanoğlunun bildiği tek tatlandırıcı olarak başka yiyeceklere de malzeme olan bal, bildiğimiz yazılı tarihten çok önce kullanıldığı halde, gerçek kaynağı ve bileşimi hep bir gizem olarak kalmış; hatta günümüzde bile, birçok bilimsel araştırmadan sonra içeriğinin hâlâ kesin bilinmeyen birçok boyutu var. Geleneksel Türk mutfağına baktığımız zaman tatlıların bir kısmında bal kullanıldığını görüyoruz.

Çiçek ballarının, farklı çiçeklerin kendilerine özgü kokularıyla değişen ama genelde yoğun parfümlü kokuları ve nispeten koyu bir renkleri oluyor. Genel bir kural olarak, rengi koyu olan balların tadı da daha belirgin, baskın, kokuları da daha çok diyebiliriz.

Aslında, balın bileşimindeki şekerin dengesi de, balın fiziki özelliklerini oluşturan etkenlerden. Çünkü balın içerisindeki kristalizasyonun derecesi, bu dengenin farklı durumlarına göre değişiyor ve bazı ballar tamamen şeffafken, bazılarındaki şekerin kristalizasyon düzeyi daha yüksek olduğu için, en ufak bir ısı veya ışık değişikliğinde, halk arasında “şekerlenmiş” denilen tipte, daha katı granüllü, daha opak renkteki bal ortaya çıkıyor. Genel kanının tersine, bu durum, balın kalitesinde asla bir olumsuzluk anlamına gelmez ve balın hafifçe ısıtılmasıyla, şeker kristallerinin yapısı normale döneceğinden, bal da tekrar daha sıvı ve şeffaf haline geri döner.

krem-balÖrneğin Avarupa’da, normal şeffaf bala ve petekli bala ilaveten, “çırpılmış” veya “kremleştirilmiş” adı altında, kristalize olmuş balı da satın almak mümkün. Hatta bu tür bal ekmeğin üzerine daha kolay sürüldüğü için, tercih bile ediliyor. Ama eğer sizin için balın şeffaflığı önemliyse, en iyisi, balınızı normal oda sıcaklığında muhafaza ederek, ısı farklarından korumak. Böylece, balın kristalleşmesine engel olmak daha kolay olur. Zaten içerisinde antiseptik özellikler taşıyan maddeler de bulunduğundan, buzdolabına konmasına hiç gerek yoktur balın.

 

Yellow honeycomb wax cell detail slice on white plate

Hangi balın tercih edileceği sorusu, arıcıların en çok karşılaştığı sorulardan biridir.  Türkiye, petek bal tüketiminin süzme bala oranla daha fazla olduğu dünyadaki ender ülkelerdendir. Petek bal artık damak tadımız olmuş ve vazgeçilmesi zor gibi görünüyor. Tüketicilerimizin bu alışkanlığı, belki de petek balın sahteciliğe maruz kalmayacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Arıcılığa başladıktan sonra petek bal yerine süzme bal tüketmeyi daha çok tercih ediyorum. Peteği oluşturan balmumunun süngerimsi bir yapıya sahiptir. Balmumu kovan içindeki ve atmosferdeki maddeleri bu yapısından dolayı emerek bünyesine alabilir. Yapılan analizler gösteriyor ki, peteğin bünyesindeki bu yabancı maddeler, içerisinde bulunan bala karışmamaktadır.

Petek balda bulunan balmumu vücut tarafından sindirilemez. Vücuda herhangi bir katkısı yoktur. Yani besin olarak değeri olmayan balmumuna boş yere para vermekteyiz.

 Süzme bal tüketmek daha sağlıklıdır.

Karakovan balı?

karakovan

Tüketiciler karakovan balının, arıcı tarafından müdahale edilmeden tamamen doğal olarak üretildiğini düşünmekte ve bu yüzden tercih etmektedir. Ancak içindeki balın, süzme veya petek baldan farklı olmadığını bilmemiz lazım. Sonuçta arı çiçekten getirdiği nektarı peteğe koyuyor.

 

 

Peki ne yapacağız?

Bal alırken, market raflarından almak yerine, güvendiğimiz arıcılardan alışveriş yapmamızda fayda var. Bunun birçok nedeni var. Bu konuyu ayrı bir başlık altında açıklayacağım. Burada dikkat edilecek hususlardan birisi de, Balın güneş ışığına maruz kalmamasıdır. Ballarımızı serin ve ışık almayan ortamlarda muhafaza edelim.

 

acorn       Bölgemizde meşe ağaçları yoğun bir şekilde bulunmaktadır. Yüksek dereceli biyolojik aktiviteye sahip meşe balı, antioksidan, radikal giderici ve antimikrobiyal özellikleri bakımından zengindir.

Meşe balı fenolik bileşenleri yönünden zengindir.

Fenolik bileşen:  Bitkilerin metabolizmalarında bulunan ve bitkileri zararlılardan koruyan madde. Bitkiler fenolik bileşenleri kendileri oluştururlar. Fenolik bileşenler antimikrobiyal ve antioksidan etkiye sahiptirler.

 

Meşe balının faydaları

  1. 20160824_124220Meşe balı vücudun savunma sistemini güçlendirir. Bu yönüyle diğer ballardan daha güçlüdür.
  2. Meşe balı diğer ballardan 5 kat daha fazla antioksidan barındırır, böylece vücudunuzu tüm zararlardan koruyacaktır
  3. Meşe balı yüksek düzeyde doğal antibiyotik etkisi ile vücudunuzu viral etkilerden korur
  4. Meşe balı yaraları, cilt yanıklarını iyileştirmede hızlandırıcı etkiye sahiptir.
  5. Meşe balı sindirim sistemini düzenleyici etki gösterir.

Bilimsel Açıklamalar:

KTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kolaylı, "Meşe balı, fenolik bileşenleri yönünden zengin olup, 5 kat daha fazla antioksidan karaktere sahiptir" dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevgi Kolaylı, meşe balının fenolik bileşenleri yönünden zengin olduğunu belirterek, "5 kat daha fazla antioksidan karaktere sahiptir. Bu da demek oluyor ki meşe balının vücudun savunma sistemini kuvvetlendirici etkisi yüksektir" dedi.

Kolaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meşe ağaçlarının salgısından elde edilen ürünün, bilimsel çalışmalarla biyolojik değerini gün yüzüne çıkarttıklarını söyledi.

Ürünün değerlerinin emsallerine göre yüksek olduğunu ifade eden Kolaylı, "Yaptığımız araştırmada bu balın çok kıymetli olduğunu tespit ettik. Meşe balı, fenolik bileşenleri yönünden zengin olup, 5 kat daha fazla antioksidan karaktere sahiptir. Bu da demek oluyor ki meşe balının vücudun savunma sistemini kuvvetlendirici etkisi yüksektir" diye konuştu.

Kolaylı, meşe ormanları oluşturulması gerektiğine işaret ederek, şöyle konuştu:

"Türkiye'nin değişik yörelerine ait balları bilimsel olarak inceleyip değerlerini tespit ediyoruz. Meşe balının sağladığı faydalara rağmen üretiminin sınırlı olduğunu, üreticilerin ve tüketicilerin bunları yeterince bilmediğini düşünüyoruz. Bu konuda Orman ve Su İşleri Bakanlığının da katkılarıyla meşe ormanları oluşturulması, yetiştiricilere bu türün tanıtılması oldukça yararlı sonuçlar doğuracaktır. Ülke olarak bu konunun üzerine ciddi manada eğilmemiz gerekiyor çünkü zengin bir bitki örtümüz, doğal hazinemiz var."

"Arı ürünleri bilinçli tüketildiğinde şifa kaynağı"

Türkiye'nin farklı bölgelerinde üretilen bal, polen, arı sütü gibi ürünlerin bilinçli tüketildiğinde şifa kaynağı olduklarını vurgulayan Kolaylı, "Arı ürünleri, bilinçli tüketildiği takdirde birer şifa kaynağıdır, vücudun savunma mekanizmasını doğal olarak güçlendirir" değerlendirmesinde bulundu.

"Arı ürünleri, insan sağlığı için doğal koruyucu kalkan” diyen Kolaylı, "Bal, enerji verir, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Solunum yolu enfeksiyonları, mide rahatsızlıkları, yara ve yanıklar, en önemlisi de kanser hücrelerinin oluşumuna karşı bu ürünler doğal birer güvenlik duvarıdır" ifadesini kulandı.

 

ORGANİK ve DOĞAL BAL ZAMANLA KRİSTALİZE OLUR VE DONAR:

20160823_124542

Resimde gördüğünüz bal, 2015 yılında Nevşehir'de ürettiğimiz çiçek balıdır. Hasat edildikten 3 ay sonra kristalize oldu. Biz balımızı ailece bu şekilde tükettik. Hiçbir ısıl işleme tutmadan doğada olduğu haliyle...

 

 

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Ziraat Fakültesi Zootekni Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Recep Sıralı’ nın Görüşü:

‘‘Kristalleşen bal sahte baldır’ anlayışının yanlış olduğunu’ ve ‘Balın donmasının gayet doğal bir olay olduğunu" söyledi. Yrd. Doç. Dr. Recep Sıralı yaptığı açıklamada, geçmişten bugüne süregelen tarım politikalarının hem üreticileri hem de tüketicileri yanlış yönlendirdiğini ve bu nedenle, üreticiyi tüketicinin istediği şekilde üretim yapmaya zorladığını kaydetti.

Yrd. Doç. Sıralı,"Bu yüzden bazı bal ambalajlayan firmalar, perakende veya toptan bal satışı yapanlar ve arıcılar bunun önlemini almak için yüksek ısıda benmari yöntemiyle veya kendi yöntemlerine göre balı ısıtarak katletmektedirler. Bal bu yöntemle satış reyonlarındaki raflarda ve mutfaklarda tüketicinin istediği şekilde uzun süre şeffaflığını korumaktadır. Balların kristalize ve fermente olmasını önlemek amacıyla bilinçsiz bir şekilde işleme tabi tutularak ısıtılması, bu balların bilimsel anlamda besin değerlerini tamamen yitirmelerine ve bozuk bal olarak kabul edilmelerine neden olmaktadır" diye konuştu. Donmayı önlemek için balın içine glikoz katılmasının da mutlaka yasaklanması gerektiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Recep Sıralı şöyle konuştu: "kristalleşmiş balın ısıtılmasına ait bu bilinen gerçeklerin hemen ardından şunu da belirtmek gerekmektedir. Isıtma gibi her hangi bir işleme tabi tutulmamış ve kristalleşmiş durumdaki her hangi bir bal da hiçbir zaman kaliteli, hilesiz veya şeker ya da glikoz şurubu katkısız bal anlamına gelmez. Bal işleyen bazı firmalar renginin açık oluşu, ucuz ve bol bulunuşu nedeniyle genellikle ayçiçeği, püren, pamuk veya diğer daha ucuz bazı bal çeşitlerini harman yapmak amacıyla daha büyük hacimdeki glikoz şurubuyla karıştırarak piyasaya sürmektedirler. Glikoz şurubu içeriği fazla olan ve tamamen tüketiciyi aldatmaya yönelik olan bu grup ürünler de raflarda uzun süren donma özelliği ile tüketicilerin oldukça ilgisini çekmektedir.

20160823_124515

 

ISININ ÖNEMİ:Balların şekerlenme süresini saklanıldığı yerin ısı derecesi ile yakından ilgisi vardır.10–18 derece sıcaklığındaki bir yerde saklanan ballar daha çabuk kristalleşir. 26,5 derecenin üzerindeki yerlerde saklanan ballar ise neredeyse hiç kristalize olmazlar.


ÜRETİCİNİN GÖRÜŞÜ: Görüldüğü gibi balın donması bozulma olmayıp balın elde edildiği bitkisel kaynağa, saklama sıcaklığına,  göre oluşabilen doğal bir olaydır. Ancak tüketicilerin çoğu kristalize olan (donan) balı bilgisizlik sonucu hileli bal olarak düşünürler. Bu yanılgı, ülkemizde özellikle süzme bal pazarlamasında sıkıntılara yol açmaktadır. Gerçek olan, pek çok doğal ve kaliteli balın çok çabuk hatta süzme aşamasından hemen sonra bile donmaya başlayabileceğidir. Balın donması içeriğindeki polen miktarı ve çeşidi ile alakalıdır. Polen içeriği yoğun olan ballar daha çabuk donarken kestane, çam balı gibi salgı balları ise donmazlar.20160823_124613

Bu durum çiçek balının yaşadığını gösteren çok önemli bir değişimdir.Donan yada kristalleşen çiçek balları doğal yani gerçek baldır.

 

Donmuş ballar 45 derece sıcaklıktaki bir su içinde benmari usulü ile bir süre bırakıldıklarında, yine eski hallerini (akışkanlık, renk ve koku) kolaylıkla almakta, vitamin enzim ve mineral maddelerinden hiçbir kayba uğramamaktadır. 55 derece üstünde ise değerlerinden pek çoğunu kaybetmektedir.